Küçük Ben, Şimdiki Beni Görse…

Küçük Ben, Bugünkü Benle Tanışsa…

Küçükken oldukça sessizdim. Kendi halinde, çekingen, biraz utangaç…

İnsanlarla iletişim kurmak bile bazen benim için zordu. Çok konuşmaz, daha çok kendi dünyamda yaşardım.

Geçenlerde düşündüm: O küçük kız bugünkü halimle tanışsaydı ne düşünürdü?

Bence önce biraz şaşırırdı.

Süslenmeyi seven, istediği yere tek başına gidebilen, insanlarla rahatça konuşan, kendinden emin ve kendince biraz havalı bir kadın görürdü karşısında.

Muhtemelen beni uzun uzun inceler, sonra da içinden “Ben gerçekten böyle mi olacağım?” derdi.

Bazen ben de merak ediyorum. Ne ara bu kadar değiştim?

Sanırım bazı değişimleri yaşarken fark etmiyoruz. Bir gün bakıyoruz ki eskiden yapmaya çekindiğimiz şeyleri artık hiç düşünmeden yapıyoruz.

Yine de o küçük kızı tamamen geride bırakmadım. Hâlâ kendi dünyama çekilmeyi, gözlemlemeyi ve bazen sadece sessiz kalmayı seviyorum.

Tek fark, artık sessizliğim de benim seçimim.

Belki de büyümek, olduğumuz çocuğu değiştirmek değil; onun cesaret edemediği şeyleri onun yerine yapmaya başlamak.

Ve küçük halim beni bugün görse…

Bence beni severdi.

Hatta biraz da havalı bulurdu.

Aramızda kalsın, bazen ben de buluyorum.

Yours,
Anonymous.

Geçenlerde kendime bunu sordum.

İlk başta cevabının tek bir şey olacağını düşündüm. Ama sonra aklıma birbirinden oldukça farklı anlar geldi.

Yoga yaparken. Koşuya çıktığımda. Sabah yeni uyandığımda, henüz kimseyle konuşmamışken. Uzun bir günün ardından eve gelip pijamalarımı giydiğimde.

Birbirinden ne kadar farklı anlar, değil mi?

Birinde hareket ediyorum, diğerinde duruyorum. Bazen dışarıdayım, bazen evimin içinde.

Ama hepsinde ortak bir şey var.

O anlarda bir şey olmaya çalışmıyorum.

Ne daha iyi, ne daha farklı, ne de daha ilginç.

Sadece kendimim.

Belki de insan kendini en çok, nasıl biri olduğunu düşünmeyi bıraktığında hissediyordur.

Ne Zaman Kendimi En Çok Ben Gibi Hissediyorum?

Hangi Huyumu Asla Değiştirmek İstemem?

Sanırım affedici olmamı.

İnsanlara, yaşananlara ve bazen de kendime karşı.

Kolay kolay kin tutamıyorum. Kızıyorum elbette, bazen söyleniyorum, bazen de kendi kendime uzun uzun konuşuyorum.

Ama sonra geçiyor.

Birinin yaptığı bir hatayı, kötü geçen bir günü ya da kendi verdiğim yanlış bir kararı sonsuza kadar yanımda taşımak istemiyorum.

Her şeyin üzerinde bu kadar durmak bana biraz yorucu geliyor.

Üstelik affetmek için her şeyi unutmak gerektiğini de düşünmüyorum.

Bazı şeyleri hatırlıyorum. Sadece artık onlara aynı duyguyla bakmıyorum.

Sanırım kendimde en sevdiğim özelliklerden biri bu.

Hayatı, insanları ve kendimi bazen oldukları gibi kabul edebilmek.

Tabii hâlâ kendime kızdığım şeyler oluyor.

Ama neyse ki kendimle de uzun süre küs kalamıyorum.

Yours,
Anonymous.